Ana içeriğe atla

Nitelikli

I missed it

The river inside me once surged with unyielding force its waters wild and restless, breaking through every dam I reacted with the fury of storms, with the tenderness of melting ice I was a flame that burned too bright, too loud, mad with feeling, dizzy with the chaos of love and pain Every moment was a tempest I trembled, I laughed, I wept without shame I lived inside the very edges of madness, because to feel less was unthinkable But that river has run dry not by choice, not by will, but by countless silences swallowed whole, by countless touches that never reached, by countless words that turned away The warmth was squeezed out slowly like light fading through cracked glass and what remains is the cold stillness of stone There is no longer a storm inside me, no eruption, no thunder, even the smallest joys fall like rain on dust, unable to awaken what has been sealed away Love too has become a ghost, a distant echo barely remembered, not because it was lost but because it was never tr...

Aitlik?

   Aitlik ilkesini insanlar neye göre belirler? Benim kendimi doğru hissettiğim yeri bulmak için kaç yer gezmem gerekir? Ya hiç bulamazsam? 

+Ait değilsin?                                                         -Değil miyim?


   İnsanın kendini bulma arayışında en çok zarar verdiği kendi benliğine yolculuk yapsak kurtulamayacağımız büyük bir boşluğa düşeceğimizden değil de sanki zaten o boşluğu en başından bulamayacağımızdan korkar gibiyim. Alice kadar şanslı değiliz biz. Beyaz tavşan her zaman toz olmayabiliyor. Ait hissetmeye çalışırken kaybettiğimiz benliğimiz gözlerimizdeki acıyı gizlemeye yetmeyebiliyor. 

   Yağmur damlasının toprağa bu kadar kolay ulaşması çok büyük bir haksızlık. Herkes gideceği yeri biliyor. Peki kaybolanlar ne yapmalı? Onlar da kendi topluluğunu oluşturunca normaller ve dışlanmışlardan başka elimizde geriye ne kalıyor? Gruplaşmaların bu kadar saçmaladığını görmemiştim. Belki de sorun toplumun bizi ayrıştırması değildir beki de sorun en başında bizim kendimizi ayrıştırmamızdır. Şimdi sen bana kalıplara uymayanların bile olduğu bir kalıp yok mu diyorsun? 

(Sarı taşlı yol mu yoksa korkutucu orman mı seni mutluluğa çıkarıyor? Burdaki mutluluk hala aitlik bunun altını çizmem lazım.)

   Kendini toplumdan tamamen soyutlayamazsın. İstemesen bile içinde bulunduğun deri yığınından kaçamazsın. Gözleri eriyen, derisi sarkan, düşünceler altında ezilen bir toplum. Ben burada mı aitlik arıyorum gerçekten? Kendi kendime yetmenin zor olduğunu düşündüğüm dünyada benim gibi düşünmesini istediğim bir grup deri yığını olmaktan kaçabilmiş insan istemek beyaz tavşanı aramaya eş değer resmen ama onları bulmak ise deliğe düşmek demektir. Bu deliğe düşmeyi geri tırmanmak istemeyeceğimden emin olacak kadar istiyor muyum peki? Yoksa hala kaybolduğum bu yolda, dönüp duran bir kobay faresi gibi yerimde saymaya tamam mı diyorum?

Yorumlar

Popüler Yayınlar